< hayalden kule - Blogcu




Her Uyanışın Tohumu Ayrılıkların Gölgesinde Filizlenir

yeni bir kavuşum gibi,

 

her seferinde kendini bulmanın ve yitirmenin hikayesi

 

insan olduğun yanılgısında uyuyup,

 

örümcek ağında uyanmak farz-ı misal

 

sekiz kolunun özenle hazırladığı ipeksi ışık

 

rüzgarla dans ederken,

 

için çığlık

 

dilin lal…

 

 

aşk sena

ıssız yankı

duru su

zehir gurbet

tül sızı

hoş sada

acı su

düğüm kader

lal eza

şarap suret

aşk sena

yere en yakın duruştu uçuş

zaruri sükut gibidir
sevmek
çığlığında boğulurken

vadinin üstündeki
o en yüksek tepeden
uçurmak
teslim gibi
bir derin nefes sarhoşluğunda
bırakmak atmacayı ruhundan
taşırmak

ah'lı bir duyuştur aşk
başkacasını tatmadım
unutamadım
yazgım dedim hatta
yazıldım izine,
iz de gizime

şimdi hayal kanatın esintisi
var yüzümde
evvelin fısıldadığıydı sanki
ahir zamanlardan
yürüdüm geldim
ne zaman
ne mekan
bir AN
ardımda
ve içiçe geçtim

atmacayla

yere en yakın duruştu
uçuş

bellemişim demek ki
kimselerin görmediği
es geçtiği bir filmde
bulmuştum yazgıma nefes
veren ebruyu
uyu dedi
bir ses
uyudum ve
buldum kanatlarımı

yere en yakın duruştu

uçuş

La Minör

uzun ince bir yol değil misin ki
dolu dolu ana kucağı
odun girenin kalem çıktığı torna
turnanın kanadındaki sevda

ve bir ezgi,
la minör...

altın üstün kavuşmuş
denizin, akına karasına
her yanın dolu,
ana gibi
kucak, sıcak

la minör...

köşe bucak kaçacak yer yok
gibisin...
kara ciltli bir kitap
bin bir kalem raksetmiş sayfalarında,
ses olamamış bir hitap...

la minör der ki: "araftayım"
sorar adem: "ne taraftayım"...

ağır ağır uykularda uykusuzluk
nasır tutmuş ellerdeki yorgunluk
sevdalara çit
bağır bağır çıkmaz ses
sağır sokak
yol'a açılan gizli geçit...
ve her yolun başında bir levha:
"git"...

der ki la minör:" araftayım"
sorar adem: "ne taraftayım"

sevda doldurur çeşme başları
yar yari görür, kavuşamaz
can bulur cananı dokunamaz
iner dağ başlarından bulutlar
gözleri kaplar
turnalar indirir hasreti ezgilere
ağıt olur toprağa yağar
ana gibi
kucak, sıcak
sızar en derindeki sulara
ağular...
ağlar yüzünde iki nehrin arası...

la minör derki: "araftayım"
sorar adem: "ne taraftayım"

çağlar yığılır üst üste
toprak yönlere vuslat olur
atar kendini ağu üstüne...
dolu bir ay'ın yazdığı
okunur ağulu sudaki şavkından:

"sen kimsin"

der ki la minör: "araftayım"
sorar adem: "ne taraftayım"...

şavk ay'a seslenir:
"ben sen'im...
bul beni şavkım,
öte taraftayım"...

Anlamadım...

Yüzün cenneti görmek iken

Saçlar neden günahkardı

Anlamadım…

 

 

Cefa dar kapıları zorlar iken

Neşe neden dışlanırdı

Anlamadım…

 

Aşk bu kadar kutsal iken

Aşık neden taşlanırdı

Anlamadım…

 

Ruh, tohuma yürür iken 

Beden neden yaşlanırdı

Anlamadım…

 

Canbaz denge arar iken

Sırat neden oynaşırdı

Anlamadım…

 

Mecnun ışık peşindeyken

Leyla neden loşlaşırdı

Anlamadım…

 

Ölüm, hakikatle vuslat iken

Yaşam neden ağlaşırdı

Anlamadım…

 

 

« Önceki :: Sonraki »